Sevgili okurum,
Bundan 9 sene önce ortaokul defterime yazmış olduğum bir yazımı düzenleyip buraya yazmak istiyorum. Oldukça acemice, çocukça yazılmış bir hikaye… İzmitime, çocukluğuma adanmış gerçek bir kesit… Umarım beğenirsiniz…
Meçhul Değerler
O kadar çok zevk alırdım ki, zevkten dört köşe olurdum İngilizce derslerinde. O billur sesiyle ders anlatan mütevazı öğretmeni dinlememek elimden gelmezdi. Mutlaka derslere katılır, öğretmene, o konu hakkındaki görüşlerimi bildirirdim. Hers ders başlangıcında, söz alıp öğretmene “Can you write the date?” diyerek tarihi hatırlatırdım. Öğretmen, bu alışkanlığımı çok beğenirdi.
İngilizce dersleri iki saat arka arkaya olmasına rağmen az gelirdi bana. Eve gider gitmez ilk önce İngilizce ödevini yapar; daha sonra öbürlerine başlardım. En çok sevdiğim, en çok önem verdiğim ders İngilizceydi. İngilizce dersleri o öğretmenle öyle zevkli geçerdi ki, öğretmenin söylediklerini dikkatlice dinler; o bana uçuş talimatı verirken, ben de özgür bir kuş gibi daldan dala konardım.
O öğretmenimi çok, çok severdim. O da beni çok severdi; tıpkı diğer öğretmenlerim gibi… Hepsini çok severdim. Onlar; yardımcı, sevecen tavırlarıyla kucak açarlardı bütün öğrencilere. Herbiri hakkında teker teker düşünürdüm… Okuldaki bütün öğretmenleri tanırdım. Tanımadığım kimse yoktu okulumda. Kantinde çalışan ağabeyden, okulun sekreterine kadar hepsini bilirdim. Onlar da bizi; bütün öğrencileri tanırlardı. Hepimizin ayrı ayrı yeri vardı kalplerinde.
Annem Okul Aile Birliği’ndeydi. Hemen hergün okula gelir, toplantılara katılırdı. Arkadaşlarımın annelerini tanırdı. Sık sık çok sevdiğim öğretmenim N…… ile konuşurdu. O, bütün öğrencilerini çok seven, fedakar bir öğretmendi. N…. öğretmenimizin çok ayrı bir yeri vardı bizim için… Sınıf arkadaşarım! Onların beni pek sevdiklerini düşünmesem de ben çok severdim onları. Acı tatlı anılarım vardı onlarla…
Ben bu okulu çok seviyordum… Hatta; servis şoförümüz Faruk Amca’yı bile!.. Her akşam “İyakşamlar öğretmenim.” diye odasının önünden geçtiğim müdür yardımcısı S…..’ı, bir zamanlar eski İngilizce öğretmenimiz olan S…….’yu, okul hademelerini, herkesi çok severdim. Bu okulun binasına, bahçesine bile bayılırdım. Her ne kadar, evimizden uzak olsa da çok severdim okulumu.
Hep, camdan dışarıyı izlerdim serviste. Yol kenarındaki kaldırım taşlarından, hep önünden geçtiğimiz mobilyacıdan alamazdım gözlerimi… Sonra, bizim caddeye yaklaşırdık. Hemen, sırt çantamı şöyle bir silkerek atardım sırtıma; dört gözle beklerdim bizim durağı. Bir – iki metreden görününce, hemen hazırlanır, inerdim otobüsten. Koşa koşa kapıya gelir, ayakkabımın parmak uçlarında yükselip en üst zil düğmesine zar zor yetişirdim. İ…. açardı kapıyı, ben de hemen içeri dalardım. Şimdi, sıra, o ağır çantayı beş kat merdiven çıkarmaya gelirdi. Ikına sıkına çıkarır, bizim kapıya gelince içeri atıverirdim çantamı; hemen ardından da kendimi… Ayakkabılarımı çıkarmadan uzun uzun yatardım, kapı sonuna kadar açık…
Haftasonu geldiğinde sahili bir baştan bir başa dolaşırdık. O manzaranın muhteşemliğine hiçbir diyecek yoktu. Uzun uzun dolaşır, sonra atardık kendimizi çay bahçesine. Karşıda deniz, elimde kolamı yudumlarken, yosunların mis kokusu, rüzgarla beraber bize savrulurdu. “Bitirdim.” diye, şişenin yarısında bıraktığım kolamı bırakırdım masada; gider taş atardım denize. Denize taş atmak aslında hiç eğlendirmezdi beni; sadece o deniz kokusu çekerdi beni kendine… Yaz akşamlarında Abanoz gemilerine biner, doyasıya eğlenirdik. Sahildeki bütün evlerin ışıkları teker teker yanıp sönerdi. Gemiler sahili bir uçtan bir uca dolaşırdı…
Değirmendere küçük bir yerdi. Hemen herkes birbirini tanırdı. Tanımayanlar bile samimi davranırdı birbirlerine. Ben, sözde “hep o tanıdık sokaklar”da kaybolma korkusuyla dolaşır, çoğu zaman da kaybolurdum.
Ne yazık ki hiçbir zaman, bu mutlulukların değerini bilemedim, tadına varamadım. Küçük yaşımdan dolayı olmasının yanısıra; insan o an sahip olduğu şeyleri göremiyor; ancak onları kaybedince farkediyor. Çok geç olduğunda anlıyor herşeyi insanoğlu…
17.08.2000